Denizler Çağırıyor
Hikayemizin kahramanları dört adet genç, henüz lise son sınıf çağındalar, iki tanesi Hukuk eğitimini, biri Teknik eğitimi, sonuncusu da Kimya eğitimini seçecek çok yakında. Birbirlerini de kız arkadaşlar vesaire vasıtası ile tanımışlar, ancak dördününde yürekleri kıpır kıpır, gönüllerine düşmüş deniz ve yelken sevdası, aralarından biri biraz bulaşmış yelken işlerine az da olsa biraz bilgisi var, ancak olayımızın geçtiği altmışlı yıllar başında bu konuda imkanlar oldukça kısıtlı.
İşin başında yelken kulüplerine kapılanmak zor, zira ya o kulüplerde bir yakınınız olacak, ya da yelkenli tekne kullanmayı bilecek, ayrıca çoğu ta cenevizliler döneminden kalan yelkenci tabirlerini bileceksiniz.
Şartları bu kriterlere uymayan kahramanlarımız bir arayış içine girerler ve bu çaba onları Moda Deniz Kulübü kayıkhanesine yönlendirir, zira kulübün önünde demirli bulunan dört adet açık güverteli küçük, iki adet de kamaralı daha büyük altı adet kaba yole tekne mevcut olup kulüp de bunları günlük olarak kiraya vermektedir. Ahmet Reis kayıkhanenin tam anlamıyla patron veya tek yetkilisidir. Onun Kabul etmeyeceği veya onay vermediği hiç bir iş olmaz. Bu nedenle iş önce Ahmet Reisi razı etmekten geçmektedir. Çözüm arayışı içinde, kahramanlarımızdan birisinin o günlerde Kalamıştaki Yelken Kulübünden çıkartmış olduğu yelken sporcu lisansı imdada yetişecektir, beraberinde verilecek kafa kağıdı Ahmet Reisi tatmin edecektir. Hedef tabiiki günlüğü on lira olan açık güverteli randa armalı küçük boy olan tekne idi.
İlk kiralama gününde heyecan o kadar doruktaydıki, denize uygun giysi, kumanya vesaire, kahramanlarımız hiç bir şey düşünmeden bir günlüğüne tekneyi kiralamış ve demir yerinden ayrılmışlardı bile. Gün içinde sabah önce tatlı bir imbat rüzgarı, öğleden sonra da gelen frişka poyraz ile koydan çok fazla açılmadan dolaşıp durdular. Bu hem tekneyi tanıma ve kendi becerilerini de geliştirme alıştırması gibi oldu. Acıktıklarının bile farkına varmadan o ilk günkü yelken seyrinin heyecanı içinde günün nasıl geçtiğini anlamamışlardı. Tekneyi kurallara göre akşam saat beşe kadar geri getirip yerine bağlamaları gerekirdi. Tabii bu manevrayı yaparken karada oturduğu tahta iskemleden keskin bakışlarıyla olayı izleyen Ahmet Reisi de unutmamak elzemdi. Her neyse ilk gün başarılı bir şekilde son bulmuş deniz heveslisi gençlerimiz şimdiden bir sonraki seferi iple çekmeye başlamışlardı.
Pek tabii olarak da, o kaba ve ağır tekneyi tanıdıkça uygun rüzgarlı günleri seçmek daha uygun oluyordu, dönemde öyle bir kaç gün sonrasının hava koşullarını belirten bir system olmadığından, sürekli saatli maarif takvimindeki hava tahminleri ile, Kalamışdaki balıkçı reislerinin önlerindeki günlere ait hava ve rüzgar tahminleriyle yetinmek zorunda kalıyorlardı.
Zaman içinde bilgi ve becerilerini geliştirmişler, Ahmet Reis tarafında da sınanmışlardı. Harçlıklarını biriktirip biraraya getirip, hafta da bazen iki kez tekne kiralamaya başlamışlardı. Zamanla deniz üzerindeki ufukları da gelişen tecrübelerine paralel olarak daha uzaklara doğru uzandı. Kınalıada, Burgaz ve Heybeli darken Büyükadadaki Çamlimanı keşfettiler ve çok sevdiler, orada denize girmeye sandallarıyla gelen genç kızlar da vardı, onlarla ahbaplıklar kuruldu, randevular yapıldı ve çok eğlenceli günler kahramanlarımızın yaşamlarına girdi. Daha sonra Süreyya Plajını keşfettiler, o dönemde şimdi karadaki migrosun önünde kalan meşhur anıt denizin içinde sahilden yaklaşık elli metre açıktaydı, oraya gelir demirler, yeni eğlenceler maceralar aramaya koyulurlardı.
Zaman içinde iyice tecrübelendikten sonra kira için ödedikleri günlük on lira onlara çok ve ağır gelmeye başlamıştı, bizim nasıl kendimize ait bir teknemiz olur diye sohbetler, Kalamış Köhnedeki çay fasıllarının ana konusu olmuştu.
