Kalamışta Bir Zangoç
Kalamış anılarının bugün artık tozlu hale gelmiş sayfaları arasında yer alması gereken karakterlerden birisidir kahramanımız Aleko. Tam Kalamış iskelesinin karşısında yer alan ve Todori gazinosuna bitişik konumda şapel (*) tarzında bir küçük hristiyan kilisesi mevcuttur. Küçük beyaz badanalı ana bina yapısı yanında yine mütevazi ölçülerde bir çan kulesi içinde bronz çanıyla yer alır. Dönemde Kalamış-Fener havalisinde çok sayıda gayri müslim ve özelliklede rum kökenli vatandaşımız yaşardı, Iğrıp sokak ve yanı başında yer alan çıkmaz sokakta neredeyse tüm binalarda rum aileler otururdu. Evlerin tamamı döneme ait siyah ahşap evlerdi.
6-7 eylül hadiseleri sonucunda , Kalamışı terk eden bu ailelerin pazar günü ibadetleri ve seyrek de olsa evlilik ve vefat,vaftiz törenleri de bu küçük kilisede yapılırdı. Konumuz olan Aleko ise bu kilisede zangoç (**) olarak çalışmaktaydı. O zaman orta yaşlarda görünen tıknaz, ancak devamlı çalışmaktan adeleli vücudu ile esmer anadolu rum tipinin bir örneği idi. Kilisenin tüm işlerini, bakım onarım da dahil olmak üzere Aleko tarafından yapılırdı, kilisenin papazını kimse tanımazdı, zira devamlı kilisede kalan Aleko tüm muhitte çok daha fazla tanınırdı. Kahramanımız gündüzleri durmadan usanmadan kilisenin işleri ile meşgul olur, akşamları ise hemen bitişikte yer alan ve o dönemde geleneksel faaliyetini sürdüren Todori meyhanesinde garson olarak hizmet görürdü. O kaba gövdeli adamın, akşamları elinde meze tabaklarıyla Todorinin daracık masaları arasında adeta dans eder gibi, “geliyor pasam” nidalarıyla gelip geçişini de hayretle izlerlerdi tanıyanları.
Yanlız başına yaşayan Alekonun bir can dostu vardı, bembeyaz tüylü, siyah burnu ile kocaman bir koyun. Bu hayvancık adeta bir kopek gibi Aleko nereye giderse bir kopek gibi sessizce takip eder, peşinden ayrılmazdı. Sıcak yaz aylarının bunaltıcı günlerinde, Aleko Kalamışta kulübün önünden doğru denize girer koyunu da onu takip ederdi. Muhtemelen yüzme bilmeyen Aleko belinden yukarı derinliğe gitmez o civarda serinler, daha sonra karaya döndüklerinde ise Aleko koyunun tüylerini temizler, kulübün tekne yıkama hortumuyla tatlı su ile durular, kaba dişli tarağıyla da güneşte kuruturdu, bu arada mahallenin gençleri onunla dalga geçip kızdırmaya çalışırlar, o da kendisine söylenenleri kızmadan ama inatla, o düzeltemediği rum şivesiyle cevaplamaya çalışırdı.
Kilisenin tarihi çanı pazar sabahları veya bir tören yapılacaksa Aleko tarafından çalınırdı. Tabii bu arada sürekli olarak Alekoyu kızdırmak merakında olan çevrenin müdavimi gençler, reis den temin ettikleri bir mantar torik misinası ile karanlıkta gizlice çan kulesine çıkar ve ucunu çan topuzuna bağladıkları sağlam misinanın, diğer ucunu ağaç dalları üzerinden yönlendirerek, binanın tam karşısında bulunan yelken kulübü bahçesine kadar uzatır ve özellikle akşam karanlığında, Alekonun Todori meyhanesinde yolunu bulma telaşında olduğu zamanda, misinaya asılarak kilisenin çanını çaldırırlardı, işte o zaman Aleko çılgına döner apar topar kuleye koşar kimseyi bulamaz, küfür kafir ağzına ne gelirse sayardı. Tabii karanlıkta misina gözükmez, çocuklar çaldı kaçtı zannederdi, bu oyun bir kaç kez tekrarlandıktan sonra tepelere tırmanır misinayı bulunca da, söylene söylene toplar, fakat kimlerin yapmış olabileceklerini bilse bile hiç bir zaman yüzlerine vurmazken, mahallenin uslanmaz yaramaz gençleri nasıl yeni bir eğlence buluruz araştırmasına çoktan girmişlerdir bile.
(*) şapel= küçük kilise
(**) zangoç= kilise hademesi
