Heveskarların Tekne Aşkı
Moda Deniz Kulübünün kaba yolelerinde temel yelkencilik prensiplerini zamanla kavrayan mahallemizin dört heveskarı, giderek ağır gelmeye başlayan tekne kiralama bedelleri ve her sefer modaya kadar giderek Ahmet Reisten ertesi gün için boş tekne varmı sorgulaması ağır gelmeye başlamıştı. Kalamış Köhnedeki uzun sureli çay sohbetleri esnasında ana konu hep acaba nasıl bir tekne sahibi olabilmek üzerineydi. Elden düşme de olsa ikinci el bir tekneyi alabilme düşüncesi çok uzaktı, zira heveskarlarımızın sadece ailelerinin verdikleri harçlıklara dayanan bütçelerinin, bir araya dahi getirilseler işe yarayamayacağı aşikardı.
Derken, ilerleyen sohbet günlerinin birinde, aralarından birinin, yahu biz neden kendi teknemizi imal etmiyoruz sorgulaması konuya tamamen yeni bir boyut getirdi, ancak bu boyut beraberinde birçok soru işaretini de peşinden sürüklemişti. Zira bu konuda hiçbirinin gerçek anlamda bir tecrübesi yoktu, sadece kulaktan dolma teorik bilgiler, mahallenin büyüklerinden dinledikleri tekne inşa hikayeleri günlerini ve zihinlerini meşgul ediyordu. Uzun tartışmalar sonucunda klasik yuvarlak hatları olan bir tekne yerine, köşeli ve kontrplaktan yapılacak bir teknenin, kendi becerileriyle örtüşeceğine fikir birliği sağladılar. Sıra uygun bir model ve en azından ölçüleri ihtiva eden basit de olsa bir plan bulmaktı. Heveskarlar dört bir yandan arayış içine girdiler. Çok geçmedi, dönemde ülkede çok satılan Amerikan menşeli “Popular Mechanics” mecmualardan birinde amatörlerce inşaata uygun, köşeli, kontrplak gövdeli bir katamaran yelkenli tekne planı ele geçirdiler. Tekne çok basit, yaklaşık dört metreye üç metre ebadında göllerde kullanılmak için dizayn edilmiş “katamaran”(*) tipi bir tekne idi, plan hemen çoğaltıldı, ölçülerin daha okunaklı olması için büyütüldü ve kopyalandı. İlk darbe ölçülerden geldi. Zira tüm ölçüler Amerikan işi olduğundan metrik değil, inç bazında idi. Ciddi sorun yaratacak bu olay her neyse teknik yönü çok kuvvetli olan heveskarlarımızdan birisi tarafından çözüldü, birkaç günlük çaba ile tüm ölçüler metrik sisteme dönüştürüldü. İkinci büyük sıkıntı ise malzeme olarak kullanılacak, kontrplak, kereste vesair malzemenin bedellerinin hesap edilmesiyle ortaya çıktı, dört heveskarın eldeki toplam bütçeleri bu hesaba yetmedi, derken birisinin aklına kömürlüklerde duran hurda malzemeler, biriktirilmiş eski gazeteler, şişeler geldi, herkes kendi evinin kömürlüğünü araştırdı, o dönemde eski gazeteler ve şişeler biriktirilir ve satılırdı.
(*) katamaran= çift gövdeli tekne
Hurda karyola, somya, eski bisikletler derken dört evin tüm hurdaları nakde çevrilmiş, eldeki parayla birleştirilmişti. Derken, büyük gün gelmişti, Kadıköy çarşıya Migros’un arka sokağında yer alan kerestecilere toplu halde gidildi, gövde için gerekli beş tabaka, beş milimlik su kontrplağı, omurga ve takviyeler için bir miktar çam kereste, tutkal, sarı vida, kalaylı çivi gibi önemli malzemeler satın alındı, ne var ki, hesap tutmamış, nakliyeye para kalmamıştı. O günlerde bu tür malzemelerin nakliyesi tek atlı arabalar ile yapılırdı. Güçlü kuvvetli delifişek heveskarlarımız çözümü hemen buldular, dört kişi malzemeyi yüklendi ve Kadıköy çarşı içinden, Kalamış’a doğru yola koyuldular, özellikle iki kişi tarafından taşınan kontrplaklar oldukça ağır olduğundan her beş altı yüz metre mesafede yer değiştirerek, acıdan kıpkırmızı hale gelen avuçlarını ovuşturup, tutturdukları bir denizci şarkısı “heyamola” ile Kalamış’a ulaştılar. İnşaatı yapacakları yeri de önceden belirlemişlerdi, sahildeki “Orhan’ın Çay bahçesi” hemen arkasında olan çam ağaçlı bir arsa vardı, hem korunaklı hem de ağaçların gölgesi nedeniyle çalışmaya uygundu. Arsanın sahibi yine Kalamışlı hanımefendiden önceden müsaade istenmiş, o da ortalığı çok pisletmemek ve temiz tutmak şartıyla izin vermişti.
Alet edevata gelince, keser, çekiç, testere, tornavida, el matkabı zaten evlerde olan şeylerdi, kolayca inşa mahalline intikal ettirildi. Kalamışlı bir yelkenci ağabeyden de çalışılmadığı zaman inşaatı örtmek üzere büyükçe eski bir bez kotra floğu edinildi, uçuşmasın diye köşelerine taş ağırlıklar bağlandı.
Artık imalata geçilecek günler gelmişti, önce omurga çam ağacından hazırlandı, daha ince çıtalardan güverte hattı planlara uygun şekillendirilerek, kontrplak kaplamaya geçildi. Önce plakalar en rantabl bir şekilde çiziliyor kesildikten sonra deniz tutkalı ile takviye çıtalarına vidalanıyordu, teknenin ana gövdesinin ve ön güvertesinin tamamlanması on gün kadar almıştı, Allahtan mevsim yazdı yağmur yağmıyordu. Bu arada önceden maddi nedenlerle temin edilemeyen Osmanlı bezir, İngiliz beziri, macun ve boya da temin edilmişti, köşe, kenar her tarafın izole edilmesi de tamamlandıktan sonra dümen palası da inip çıkar bir biçimde saçtan yapıldı, teknenin boya işlemine geçildi. Yine Kalamış’taki yelkencilerden çarmıh ayakları (*), eski teller, makaralar yalvar yakar toplandı. Bumbayı da iki çam kerestesine kanal açıp yapıştırarak halletmişlerdi. Ancak büyük eksik direk idi, o henüz meydanda yoktu, araştırmaya koyuldular.
(*)çarmıh ayakları = direk tellerini tekneye bağlayan metal aksam.
Kulüp kayıkhanesindeki Reisten, kayıkhanenin tozlu rafları arasında, eski olimpik yolelerden kalma bir kaç eski direğin mevcudiyeti öğrenildikten sonra gidilecek adres belli idi. Kafadarlar iyi ve keyifli olduğu bir anı kollayarak Kulüp Başkanına yanaştılar, inşaatı bitirilen tekneden zaten bütün muhit haberdardı, bin bir yakar ve nameden sonra, deniz ve spor sever Başkan bir eski direği vermeye razı olduğu gibi direğe bağlı üzeri siyah lastik kaplı teller de işinize yarayabilir diyerek beraberce verdi. İş yelkenleri ayarlamaya gelmişti ebatlar itibari ile o dönemde mevcut teknelerin ana yelkenlerinin hiç birisi uymuyordu. Yine eski bir yelkenci olan Kalamışlı bir ağabeyin hediyesi, çok tamir görmüş pirat floğu (*) işi görürken, gençler Amerikan bezinden anayelkeni dikmeye karar verirler. Yelken panellerinin kaba kağıttan patronları çıkartılıp, düz bir yüzey üzerinde yayılarak ana şekle ulaşmaya çalışırlar.
Daha sonra satın aldıkları Amerikan bezi üzerine bu patronları çizip keserek, paneller dikişe hazır hale getirilir. Bu noktada kafadarlardan birisinin annesine ait yurt dışından getirdikleri son model bir “Necchi” marka dikiş makinasının zig zag dikiş özelliği ile 15 adet iğneyi kırarak dikiş faslını da tamamlarlar. Ufak tefek potlar vardır ama ziyan yok, yelkenin ana formuna ulaşmışlardı. Yelkenin Gradin yakası (**) halatı da, el dikişi ile tutturulur, yelkenimiz böylece kullanılır hale geldi diye düşünürlerken, aralarından birisi, yahu bu bez çok hava geçiriyor, nasıl olacak bu iş demez mi, işte o anda günlerdir bin bir emek vermiş suratlar asılır, acil çözüm arayışına girilir. O civara takılan yaşlı bir amatör balıkçı bunlara evladım bezir yağını iyice inceltin, kaynatarak iki yüzüne sürün diye bir akıl verir. Çözüm kafalara yatınca bir miktar ince bezir temin edilerek boş gaz tenekesinde kaynatılır, ancak bu yağı bezin üzerine fırçayla sürmek ve kurumasını beklemek için düzgün temiz bir yüzey gereklidir. O civarda da bu ayarda bir yer bulunamayınca, aralarından birisi, dönemin Kalamış iskelesinin o uzun tarafında temiz taş zemin üzerinde yapmayı önerir, kafadarlar iskele memurundan fırça yemek korkusuyla, onun, günde sadece sabah akşam iki kez vapurun yanaştığı iskelede, öğlen siestasına yattığı saati, yine arkadaşları olan oğlundan öğrenerek, yelkene bezir yağı emdirme işini tamamlarlar. Tekne ve arması zaten hazırdır, büyük günü yani ertesi sabahı beklerler.
Ertesi sabah erken saatte bir araya gelirler, heyecandan doğru dürüst uyuyamamışlardır. Bu arada bazı mahalleli gençler ve meraklılar da toplanmıştır.
Bismillah vira naraları arasında tekne kalabalık bir gurupla beraber, Kalamış sahilinde, iskelenin doğusundaki kumsaldaki meşhur ses sanatçımız Perihan Altındağ Sözeri’nin villası önünden denize indirilir. Hafif tekne güzel ve dengeli yüzmüştür. Yaptıkları işin gururuyla yürekleri kabaran dört heveskarımız, hemen yelkenleri basma işine girişirler, bu arada dümen de yerine oturtulmuştur. Tatlı bir frişka poyraz rüzgarı tekneyi ve bizim dört kafadarı önüne katar Fenerbahçe’ye doğru yola çıkarır. Ancak bizimkiler zafer sevinci ve naraları içinde kısa zamanda teknenin yan yan gittiğini fark ederler, dönmek isterler, bu manevra çok zorlukla ancak tekneyi hızlandırarak mümkün olur. Teşhis hemen konmuştur, bu tekneye hemen bir salma konmalı ve teknenin yan kayması önlenmelidir diye.
Orijinal planda olmayan bu değişiklik, salma kasasının takribi yeri, salmanın neden yapılacağı gibi birçok soru da bu çözümün üzerine kafa yorulması, birilerine danışılması, gerektiği konusunda fikir birliği getirecektir. Güç bela karaya geri dönerler. Yolda salma kasasının kontrplaktan yapılması gerektiği ön ve arkasına da sert ağaçtan iki masif parça konmasının uygun olacağı fikri oluşmuştur. Bu durumda, salmanın da yaklaşık bir metre uzunluğunda demir saçtan kestirilmesi hemen akla gelen çözüm oldu. Yelken Kulübündeki yarış teknelerinden birisinin salma biçimi kağıt şablona çıkartıldı, dönemde Kurbağalı derenin ahşap köprüsünün hemen arkasında hurdacılar mevcuttu, doğru oraya gidildi ve salma oksijen kaynağı ile kestirildi, kenarları da taşa tutularak düzgün hale getirildi. Fırsatçı hurdacı işçiliği bahane ederek gençlerimizin yirmi lirasına kan doğramış oldu. Salmanın yeri konusunda da yelkenci ağabeylere danışıldıktan sonra iki adet 12 milimlik parça kontrplak, ön ve arkasına yine ustalardan rica minnet edinilen iki meşe parçaya deni tutkalı ile yapıştırılarak bir gün beklendi, ikinci günde ise dibi iyice zımparalanan kasa omurgada bin bir müşkülatla kesilip zımparalanan oyuk üzerine yapıştırıldı ve kocaman sarı vidalarla bağlandı. Bu arada iyice astarlanıp boyanan salma da kurumuş, iki adet ahşap el tutacağı üst tarafına iki cıvata ile bağlanmıştı.
Kafadarlar tekne ile Maltepe’ye kadar uzanan geziler yaptılar, neredeyse yazın son günlerinin tadını çıkardılar. İki ay sonunda çıkan kuvvetli lodos fırtınasında tekne sonbaharda lodosa yenik düşerek parçalandı, gözleri yaşlı dört heveskar, tekneden kalanları sahilin dalgaları arasından toplarken bir sonraki teknelerini düşünmeye başlamışlardı bile.
(*)flok = ön yelken.
(**)gradin yakası= anayelkenin direk yakası.
