Miralay Hakkı Bey
60’lı yılların baş tarafı, Kalamışın en güzel yılları, Tevfik Paşa sokağı, yolun her iki tarafında bahçe içinde ikişer katlı evler, sokakta hepsini toplasan bina sayısı çift taraflı onbeş yirmiyi geçmez. Ortam tam da üstat Münir Nureddin’in o güzel şarkısında bahsettiği gibi tam da “bir tatlı huzur almaya gelinecek yer” özelliğinde.
Hikayemizin kahramanı emekli jandarma miralayı Hakkı Bey tam da burada karşımıza çıkıyor. Hakkı Bey orta boylu, tıknazca, belkide yaşının icabı şeker hastalığının yarattığı hafifçe armudi göbekli. Sırtı da yılların yarattığı tahribatla hafifçe kamburlaşmış. Her gün muntazaman sakal traşı olduğu belli yüzünde ise, kocaman bir burun, birbirine yakın, iki zeytin tanesi kadar kara gözün ortasında yer almakta. Yüzündeki önemli dekor ise hiç çıkarmadığı camları oldukça kalın, bağa çerçeveli gözlüğü mevcut. Miralayımızın, emekli olunca askeri üniformasından sonra muhtemelen sırtına geçirdiği reye kumaştan, füme renkli takım elbisesi ise sokakta gördüğümüzde her daim sırtında, pantalonu devamlı ütüden biraz parlasa da, her daim ütülü, siyah ayakkabılarını ise boyasız ve çamurlu görebilmek mümkün değil.
Hakkı Beyimizin hanım hanımcık, halk tipli, sürekli basma entari giyen ve başörtüsü takan bir de hanımı ile yetişkincene iki kızı var. Muhtemelen miralayımız gençlik yıllarında, Anadolunun ücra bir köşesinde görev yaparken evlenmiş hanımıyla, kızlarda anneleri gibi renkli basma entarileri adeta üniforma gibi sırtlarından çıkarmıyorlar, yaşları muhtemelen küçük değil, eğitim yaşını geçmişler, büyükçe olanı hık demiş babasının burnundan düşmüş sanki, aynı haşmetli burun, kara zeytin gözler, gür siyah saçları da ense hizasından kesilmiş, daha küçük olanı da, biraz anasından mı almış nedir ama, hafif bön bakışlarına ragmen, gözlüksüz, aynı saçlar, ancak biraz daha cana yakın görüntü veriyor.
Aile, sokağa çarşı pazar alışverişi dışında pek çıkmazlar, ancak cumartesi günleri iyi havalarda, Kalamış sahildeki çay bahçesine topluca gider çay içerler. Hakkı bey daima bir adım önden yürürken hanımı ve kızları arkadan sessizce takip ederek, emeklilik ikramiyesi ile satın aldıkları, bahçeli iki katlı kagir binanın giriş katından hareketle haftalık gezilerini yapar, denize karşı çaylarını yudumlarlardı.
Emekli jandarma miralayı Hakkı beyi, sinirlendiren ve canını sıkan iki hususun varlığını mahallenin gençleri çok çabuk farkettiler. Bir tanesi kızlarına alıcı gözle fazlaca bakılmasına tahammül edemezdi, ancak onu daha da çok sinirlendiren bir husus vardı ki, o da gürültü idi. Dönemin Kalamışı zaten çok sessiz, arasıra seyyar manav ile boynunda askısı ile yoğurtçu geçer onların sesleri duyulur bunun dışında sokak tam anlamıyla sessiz, sadece rüzgarın hışırdattığı bahçelerdeki ağaçların yaprak sesleri bu ahenge ayrı bir ritm katarlardı. Mahalleli, Hakkı beyin seslere karşı hassasiyetini de, her gün geçen seyyar manav ve yoğurtçuya, daha sessiz olun diye çıkışmasından ötürü keşfetmişti. Muzurluk bu ya, yeni yetmelerden biri eline bir düdük almış, tama evin önünden geçerken avurtlarını patlatırcasına üfleyerek öttürmeye başlamıştı. Her düdük sesi ardından Hakkı bey, takım elbisesi içinde tam teçhizat bahçedeki ağaçların arasından sokağa fırlar, ama muzip velet çoktan bir binanın siperine sığınarak görüntüden kaybolmuştu bile. Miralayımızı kızdırdıkça ve oradan oraya koşturmasına neden oldukça, haber mahallenin delikanlıları arasında da yayılmıştı bir kere. Yeni muziplikler birbirini takip etti, o zamanda çok moda olan atom diye adlandırılan patlangaçlar, sokaktan geçerken tam yerne gelindiğinde atılan suni nara veya çığlıklar zavallı Hakkı beyimizi çılgına çevirmişti. Halbuki ne ümitlerle gelmişti, kentin bu hakkı huzur alınan semtine ve mahallesine.
Bir sure sonra ailenin sinirleri giderek bozulmuş olacakki, zaruri ihtiyaçlar dışında dışarı çıkmaz olmuşlardı, cumaresi günleri öğleden sonra sahile ailece gidip çay içmek alışkanlıklarından da vazgeçmişlerdi. Daha sonra öğrendik ki, miralayımız Kuşdili karakoluna gidip, mahallenin gençleri hakkında şikayette bulunmuş, Başkomiser de mahallenin emektar bekçisini, gençlere nasihata göndermişti.
Günlerden bir gün veletlerden bir tanesi yine evin önünde düdük faslı geçerken bahçede ağaçlar arasında muhtemelen nöbet tutan Hakkı beye yakalandı, çocuğun kulağını kopartırcasına çeken Hakkı bey. Eski jandarma günlerini hatırlayarak bir de tehdit savurmuş, git o ağabeylerine söyle yakında dar ederim bu sokağı onlara demişti.
İşte bu, bardağı taşıran son damla oldu, mahallenin gençlerinin binbir türlü ses yaratıcı aktivite yaratması sokağımızın rutini haline gelmişti. Hatta gündüzlerden sonra akşam patırtısı da ortaya çıkmış, boyuna asılan boş gaz tenekesi tahta tokmakla çalınarak gürültü patırtı senfonisi devam edegelmişti.
Günün birinde bir de baktık, miralayın evinde bir satılık ilanı, ev satıldı. Emekli Jandarma Miralayı Hakkı Bey ve ailesi, bir tatlı huzur almaya geldikleri Kalamıştan altı ay sonra sessizce çekip gitmişlerdi.
